Başlığı okuyunca aklınıza ilk gelen, Rus yazar F. Dostyevski tarafından 1866 yılında yazılan roman oldu değil mi? Çok normal. Klasik Edebiyatın önemli eserlerinden biri kabul edilir. Psikoloji ağırlıklı bir dramdır. Ana fikir olarak, para ile kendini yoksulluktan kurtarabileceğine, daha sonra da büyük işler yapabileceğine inanan kahramanın hikayesini anlatır. Size romanın tahlilini yapacak değilim. Okuduğum ve dinlediğim bir haberin, topluma veriliş biçimini tersten değerlendireceğim. Yayın organlarında dinlediğim de inanamadım. Bakanlığın sitesine girdim. Haber doğruydu ve Tarım ve Orman Bakanının açıklamasıydı.
Haberin özeti şu: “Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı'nı ziyaret eden Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2024 yılına ait gıda denetimleri verilerini paylaştı. Bakan Yumaklı 1,3 milyondan fazla denetim gerçekleştirdiklerini, bu kapsamda kurallara uymayanlara 1,4 milyar lira idari para cezası uyguladıklarını dile getirdi”.
Haberi düz mantık ile okuduğunuzda tebrik etmemek haksızlık olur. “Bakanlığın yaptığı çalışmayı tebrik ediyorum”.
Düşünüyorsunuz ki, tebrik ettiğini niçin bize duyuruyorsun?
Yaklaşık 23 yıldır iktidar olan bir hükümetin bakanı böyle bir açıklama yaparsa, ben bunu anlayamam! Üstelik beş boyutlu olarak anlayamam. Hangi ülkede böyle bir açıklama olursa, o ülkenin insanlarının da anladığını zannetmem! Gerçi açıklamada 1.3 milyon denetlenen işletmenin kaçı kurallara uymuş, kaçı uymamış tam açık değil. Açıklansaydı daha iyi değerlendirme yapılırdı.
Birinci boyut; 1.4 milyar TL cezayı, 1.3 milyon denetlemeye böldüğünüzde, denetlenen başına; 1.076,92 TL ceza yazılmış. Bazı sahtekarlara daha fazla yazılmış olabilir. Kurallara uyanlara da yazılmamış olabilir. Her nereden bakılırsa bakılsın, gıda ile uğraşan işletmelerin büyük çoğunluğunun kurallara uymadığı söylenebilir. Bu açıklamanın kısa izahı; “sahtekarlık ve sahtekarla baş edemiyoruz”. Bu durumun başka izahı nasıl yapılabilir?
İkinci boyutu; eğitim ile ilgili kısım. Bizden önceki dönemde iktidar olanların yapamadığı gibi, biz de yapamadık. Yönettiğimiz sürece iyi insan yetiştiremedik. Yönetimimiz sırasında uyguladığımız eğitim programları, dürüst, helalinden kazanma kültürüne sahip insan yetiştiremedi. Örgün ve yaygın eğitim sonucunda, “çalış kazan” ülküsü yerine ikame edilen “kazı kazan” fikrini değiştiremedik(1988 yılında Türkiye kazı kazan ile tanıştı).
Üçüncü boyutu; açıklamayı diğer haber kanalları ile birlikte değerlendirdiğinizde, ceza verilen bazı işletmelerin, kuruldu kurulalı hile yaptığı görülüyor. İşletme 50 yıllık ise, 50 yıldır yazılan ceza etki yapmamış olmalı ki, hala hileye devam edebiliyor. Sahtekarlık, iktidardan bağımsız. Toplum 80’li ve 90’lı yıllarda hayali ihracatları, gıda hilelerini unutmadı. Dolayısıyla, sahtekarlığı engelleyecek kanuni düzenlemeler bu dönemde de yapılamadı sonucu çıkarılabilir.
Dördüncü boyut; Türkiye’de cezalar, maliyeye gelir kapısı olarak düşünülür. Sahtekar, sahtekarlığını, hilesini yapar. İlgili kurumlar cezayı keser. Tahsil edilen edilir. Edilmeyen affedilir.
Yine haberlere dayanarak yazıyorum. Et ile ilgili bir işletmeye nasıl oluyor da bir yılda birden fazla ceza kesilebiliyor. Kapat bu işletmeyi! İşletme sahip veya sahiplerine de ömür boyu gıda sektöründe işletme açma izni verme! Hatta yedi kuşak soyuna, akrabalarına da verme! Ceza yazan bu satırları okuyunca düşünecek ki, “Öyle olursa 1.4 milyarı kimden alacağız?”
Beşinci boyut; 1,3 milyon denetim yerine 1,5 milyon denetim niçin yapılmadı? Maliye daha çok kazanırdı. Elaman yeterli değil denilirse, personel sayısı artırılır. Cezalar, personelin giderini karşılar. İşsizliğe katkısı olur.
Ben düşünürüm ki, yönettiğin topluma ceza yazmak marifet değildir. Yönettiğin insanların suç işleme yollarını kapatmak, suç işlemeye yönelmesini engellemek marifettir. Bunu yapabileni takdir etmek gerekir.
Suçun artmasını engelleyemezsen, yazdığın ceza ile övünürsün.
Yorumlar